Genel

Kendi Şampiyonlarımız Varken Niye SALAH?

Kendi Şampiyonlarımızın Hikâyelerini de Görünür Kılalım

Deneyimli spor yöneticisi Ahmet Ak’ın kaleme aldığı yazı, spor kültürümüz açısından üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir soruyu gündeme getiriyor:

Biz, kendi şampiyonlarımızın hikâyelerine ne kadar sahip çıkıyoruz?

Dünyaca ünlü bir sporcunun ülkemize gelmesi, şehirlerimizi gezmesi ve milyonlarca takipçisine Türkiye’nin doğal ve kültürel güzelliklerini göstermesi kuşkusuz önemli bir tanıtım fırsatıdır. Muhammed Salah’ın Trabzon’a gelişiyle şehrin uluslararası görünürlüğüne yaptığı katkı da kamuoyunda sıkça dile getiriliyor.

Ancak Ahmet Ak’ın dikkat çektiği nokta başka ve bizce spor politikaları açısından üzerinde durulmayı hak ediyor:

Bir dünya yıldızının oturduğu kaya kısa sürede insanların ziyaret ettiği bir noktaya dönüşebiliyorsa, olimpiyat, dünya ve Avrupa şampiyonlarımızın yetiştiği salonlar neden aynı ölçüde spor hafızamızın bir parçası olmasın?

Trabzon yalnızca güçlü futbol kültürüyle değil; bokstan güreşe, paralimpik sporlardan kick boksa kadar çok sayıda branşta yetiştirdiği sporcularla önemli bir spor şehridir. Bu kültürün gelecek kuşaklara aktarılması, yalnızca geçmişte kazanılmış madalyaları hatırlamak anlamına gelmez.

Bir çocuğa “Bu salondan bir olimpiyat şampiyonu çıktı” diyebilmek, belki de onun sporla kuracağı ilişkinin başlangıcıdır.

Türkiye’nin Spor Derneği olarak yıllardır üzerinde durduğumuz meselelerden biri tam olarak budur: Spor yalnızca sonuçlardan, transferlerden ve birkaç günlük gündemlerden ibaret değildir. Spor aynı zamanda kültür, eğitim, rol model ve toplumsal hafızadır.

Busenaz Sürmeneli’nin, Buse Naz Çakıroğlu’nun, Selçuk Çebi’nin, Abdullah Öztürk’ün ve daha nice sporcumuzun hikâyesinin çocuklara ulaşması gerekir. Çünkü onların başarılarının arkasında yıllarca süren çalışma, disiplin, fedakârlık, başarısızlıktan sonra yeniden ayağa kalkma ve vazgeçmeme vardır.

Bu nedenle sporcularımızın yetiştiği kulüplerin, salonların, okulların ve mahallelerin yaşayan birer spor hafızası alanına dönüştürülmesini önemsiyoruz.

Sosyal medyanın oluşturduğu ilgiyi küçümsemek yerine aynı gücü kendi spor değerlerimizi anlatmak için de kullanabiliriz.

Dünya yıldızlarını ağırlayalım. Onların ülkemizin tanıtımına sağladığı katkıyı değerlendirelim. Çocuklarımız Salah’ı da tanısın.

Ama Busenaz’ı, Selçuk Çebi’yi, Abdullah Öztürk’ü ve kendi şehirlerinden çıkan şampiyonları da tanısın.

Çünkü bir ülkenin spor kültürü yalnızca bugün izlediği yıldızlarla değil, kendi yetiştirdiği şampiyonların hikâyelerini gelecek nesillere ne kadar aktarabildiğiyle de yaşar.

Ahmet Ak’ın yazısında ortaya koyduğu tartışmayı bu nedenle değerli buluyor ve şu soruyu spor kamuoyunun gündemine bırakıyoruz:

Bir kayanın hikâyesini birkaç saat içinde milyonlara ulaştırabiliyorsak, bir şampiyonun yıllarca süren mücadelesini neden milyonlarca çocuğa ulaştırmayalım?

Spor Derneği
Basın ve Medya Kurulu

İlgili yazılar

Türkiye Milli Deaflimpik Komitesi Başkanlığına Ali Kaya Seçildi

Admin

Sporda Yapay Zeka Komisyonu Kuruldu

Admin

Türk Sporu Yapısal Sorunlar 3: Spor Ekonomisi

Admin